İnsan Hayvanat Bahçeleri. Batının karanlık tarihi

İlk insan hayvanat bahçeleri 1874 yılında, Carl Hagenbeck adlı egzotik bir hayvan tüccarı tarafından açıldı. Hagenbeck, sıradan insanları egzotik yaban hayatıyla tanıştırmanın bir yolu olarak dünyanın en uzak bölgelerinden gelen hayvanları sergiliyordu.

Sanayi devriminden kısa bir süre sonra Britanya ve Almanya gibi ülkelerin vatandaşları, dışarı çıkıp eğlence peşinde koşmak için yeterli paraya ve boş zamana sahip oldular. Bu, Hagenbek’in gösterilerini oldukça popüler hale getirdi. Ancak Hagenbeck, egzotik hayvanlarla ilgili başarısından memnun değildi ve bunu bir adım daha ileri götürmeye karar verdi. Önemli bir atılım yapmak için kolları sıvayan Hagenbeck, bir arkadaşının “Neden sadece hayvanları değil insanları da göstermiyorsun?” sorusuna dikkat kesildi. O dönemde Hagenbeck ve diğerlerinin benimsediği köklü ırkçı hiyerarşiye göre Afrikalılar, insanlık hiyerarşisinde hayvanların yalnızca birkaç basamak üstünde yer alıyordu. İnsanlarla dolu bir gösterinin, önceki gösterisine benzer olsa da daha “heyecan verici” olacağında şüphe yoktu.

Hagenbeck, yabancı kültürleri ve halkları sergileyerek sömüren ilk Avrupalı ​​değildi . Yüzyıllar boyunca Avrupalı ​​kaşifler, Yeni Dünya denilen Amerika ya da Afrika’da buldukları yerli insanları hükümdarlarına göstermek için Avrupa’ya götürüyorlardı. Hagenbeck’in yaptığı aslında eski adam kaçırma ve sömürü uygulamalarını alıp bunu karlı bir sektöre dönüştürmekten ibaretti. Ya da devlet liderlerine özgü bir sergiyi, halka açmak…

İNSAN HAYVANAT BAHÇELERİ VE SÖMÜRGECİLİK

Bugün çoğu insan muhtemelen insan hayvanat bahçelerini hiç duymamıştır. Ancak 150 yıl önce Avrupa, insan hayvanat bahçesi çılgınlığı denebilecek bir olay yaşadı. 1900’lü yılların başında Almanya’da “Halk Gösterileri” geniş izleyici kitlelerinin ilgisini çekti. Zira halk bu sayede seyahat etmek zorunda kalmadan, egzotik olanı görme fırsatı yakalıyordu ve bu sadece Almanya’dan da ibaret değildi. Avrupa’nın hemen hemen her büyük şehrinde insan hayvanat bahçeleri hazır bir izleyici kitlesi buldu. ABD’de, Philadelphia’dan San Francisco’ya ve New York’a kadar hemen hemen her şehirde, hepsi çok popüler olan ve kar oranlarından bahsetmeye gerek bile olmayan, insan sergileri açılmıştı.

1896’da Cincinnati Hayvanat Bahçesi, Siyu Kızılderililerine üç ayda 25.000 dolar kazandıran bir sergi düzenledi. Ancak şimdiye kadar en büyük seyirci buluşması, Dünya Fuarlarında gerçekleşecekti.

1889’da Paris düzenlenen sergiyi yaklaşık 28 milyon kişi ziyaret etti. Bunca insanı Dünya Fuarı’na gelmeye iten asıl faktör, orada sergilenen 400 yerli insandan başka bir şey değildi.

1958 gibi geç bir tarihte bile, Belçika Dünya Fuarı’nda milyonlarca insan, “egzotik ırklardan insanlarla” dolu sergilere ilgiyle bakabiliyordu. Belçika, insan hayvanat bahçelerinin en çok geliştiği ülkelerden biriydi. Kral Leopold’un 1865’ten 1909’a kadar süren hükümdarlığı sırasında, o zamanlar bir Belçika kolonisi olan Kongo’dan binlerce insan, kralın imparatorluk kurma projesinin propaganda aracı olarak Belçika’ya götürülmüştü.

Kral Leopold, Kongoluları sergileyerek Belçika kolonisine olan ilgiyi artırmayı ve halktan daha fazla destek almayı umuyordu. Dahası bu yöntem, sömürge sistemi altında işlenen zulmü de gizliyordu.

İNSAN HAYVANAT BAHÇESİNDE BÜYÜMEK

O dönemin avrupalıları insan hayvanat bahçeleri fikrini sevmiş olabilir. Ancak buralarda çalışmaya zorlanan insanlar için bu deneyim inanılmaz derecede aşağılayıcı ve tehlikeliydi. Örneğin Theodor Wonja Michael’ı ele alalım…

Theodor, Nazi toplama kampından sağ kurtulmuştu ve Soğuk Savaş sırasında casus olarak çalışmıştı. Ancak çocukluğunda rafya etek giydiği ve “vahşi” bir Afrikalı çocuk gibi davrandığı bir sergide çalışmaya zorlandı. Onun babası Kamerun’dan göç etmişti. Bulabildiği tek iyi maaşlı iş, bir insan hayvanat bahçesinde sergilenmekti.

Theodor henüz bir yaşındayken annesi öldü. Mahkeme, babasının dört çocuğuna bakamayacağına karar verdi. Daha sonra aile parçalandı ve çocuklar farklı bir hayvanat bahçesi operatörüne verildi. Theodor için bu son derece yıkıcı bir olaydı. Sadece ailesinden zorla ayrılmakla kalmamış, aynı zamanda kendisini tamamen operatörünün kaprislerine bağımlı halde bulmuştu.

İnsan hayvanat bahçeleri son derece baskıcı bir ortamdı. “Vahşileri” görmek için para veren ziyaretçiler, onlardan istediklerini alamadıklarında memnuniyetsizliklerini göstermekten çekinmiyor, onlara hakaret ediyorlardı.

Kasım 1881’de Berlin’deki bir sergiyi ziyaret edenler, “vahşilerin” kulübelerinde saklanmaya karar verip ziyaretçilerin karşısına çıkmamasından dolayı çılgına döndü. Öfkelenen kalabalık çitleri ve diğer engelleri yıkarak kapalı alana baskın yaptı ve aralarından bazılarını öldürene kadar dövdü.

İnsan Hayvanat Bahçelerinin Sonu

İnsan hayvanat bahçeleri geçmişin bir kalıntısı gibi görünebilir ancak ırksal sömürü çağı aslında hiçbir zaman sona ermedi. Pek çok insan hayvanat bahçesi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kapandı. Bunun nedeni kısmen, hayatta kalanların toplumla bütünleşmeye başlaması ve artık bu kadar berbat çalışma koşullarına zorlanamayacak olmalarıydı. Ancak sonraki Dünya Fuarları ve hayvanat bahçeleri onlarca yıl boyunca sergilerinin bir parçası olarak insanları da dahil etmeye devam etti.

1958’de Brüksel Dünya Fuarı’nda, erkek ve kadınların geleneksel kıyafetler giydirildiği ve izleyicilerin önünde el sanatları yaptığı bir Kongo köyü yer alıyordu. Ziyaretçiler “köylülerin” performansından memnun kalmazlarsa bağırıp onlara muz veya para atıyorlardı. Hatta 2005 gibi yakın bir tarihte Almanya’nın Augsburg kentinde, “Afrika Köyü Festivali” olarak bilinen Afrika kültürü kutlaması, şehrin hayvanat bahçesinin merkezinde düzenlendi. Etkinliğin organizatörü, festivalin maymun kafesleri ve Savannah sergisinin yanında düzenlenmesinde yanlış bir şey görmese de, pek çok kişi anlaşılır bir şekilde tepki gösterdi. Bazıları o kadar üzüldü ki hayvanat bahçesini yakmakla bile tehdit etti.

İnsanların halka açık eğlence için kafeslere kapatıldığı günler sona ermiş olsa da, insan hayvanat bahçelerinin tarihinin hiçbir zaman tamamen iyileşemeyecek derin bir yara bıraktığı açık. Bu trajik tarihte bir umut ışığı varsa o da, ne kadar iyi niyetli olursanız olun, bir kişinin eğlencesinin diğerinin sömürüsü olduğunun hatırlatıcısı olmalarıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir